Mavi » Yazarlar » Bülent Velioğlu »  Uygarlık, bilim, mutluluk

Uygarlık, bilim, mutluluk

Uygarlık, bilim, mutluluk

Yazının başlığını oluşturan kavramlar, hepimizin yaşamında olan ve sıkça kullandığımız sözcükler… Tüm insanlığın ortak çabası ile oluşan ve sürekli gelişen “UYGARLIK” sözcüğü güncel dilimize, yerleşik yaşama ilk geçen Türk kavmi olan Uygurlardan miras kalmış.

Peki; insanlığın ayrılmaz parçası olan ve genellikle ilerleme-gelişme olarak kabul gören bu olgu, yine insanlığın peşinden koştuğu “MUTLULUK” düzeyimizi artırmış mıdır? Bu yazımızda, kesin yanıtı olmayan, en çok sorulan ve üzerinde en çok konuşulan bu soruyu sizlere sorarak, kendinizce bir sonuca ulaşmanıza yardımcı olmaya çalışacağız.

Önce, “uygarlık-bilim-teknoloji” üçgeni için söylenmiş özlü bir deyişle başlayalım: “Uygarlık, insanı doğaya hâkim oldurtmaya çalışarak, onu mutsuz eden hedeftir.”

Uygarlık-bilim-teknoloji üçgeninin mutluluğu artırıp-azalttığı göreceli bir kavramdır ve nesnel dayanaklardan çok, bireysel bakış açısına bağlıdır ve duygusal yönü olan bir kavramdır. Her türlü eylemin sonucunu belirleyen, uygulayıcının niyeti ve hedefidir. Teknoloji ancak hedefe, yani, mutluluğa ya da mutsuzluğa ulaşmayı kolaylaştıran bir araçtır. En basit araçları bile, örneğin bir taş parçasını ya da bir sopayı bile yararlı bir iş için kullanabileceğiniz gibi, sonucu cinayete kadar varabilecek bir sonucu da alabilirsiniz.Teknolojiyi üreten de, kullanan da bizleriz. Teknoloji kendiliğinden iyi, ya da kötü değildir. Hangi amaçla kullanıldığına bağlıdır. Bir başka özlü sözle bu paragrafı noktalayalım: “İlkel toplumlarda insanlar ufak-tefek roller oynadılar ama filmin yönetmeni yine kendileriydi. Fakat, yirminci yüzyılın başlarından beri, rolleri belirleyen ve senaryoyu yazanlar başkaları oldu.”

Parayla mutluluk fazlaca ilişkilendirildiği için bu konuya da değinmemiz gerekiyor. Konumuz olan teknolojik araçlara ulaşmak ile paranın miktarı doğru orantılı olduğundan, paranın mutluluk üzerindeki etkisini kısaca sorgulayalım: Konunun uzmanları, zenginlik ve paranın doğru ve kişiliğiyle uyumlu kullanımında, sadece mutluluk olasılığını artırdığını belirtiyorlar. Buna karşılık, fazla paranın küçük şeylere daha az minnet duyulmasına, günlük yaşantıda kendini iyi hissettirecek etkinliklerden ve hobilerden vazgeçilmesine, paranın dolayısıyla teknolojinin rahatlık sunarken yalnızlığımıza katkısı olacağına, beklentilerin ve seçeneklerin artmasının bunları karşılama zorluğu dolayısıyla mutsuzluğu tetikleyeceğine dikkat çekiyorlar.

Bu paragrafta,teknolojinin olumsuz etkilerinden olan doğal kaynakların kirlenmesi ve  tükenmesinin insan üzerindeki etkilerine bakacağız: Bu olumsuz etkilerin başında kirlenmenin neden olduğu sağlık sorunları gelmektedir. Havadaki, su kaynaklarındaki ve elektronik kirlilik,başta kanser olmak üzere birçok ölümcül hastalığın nedeni olarak gösterilmektedir. Başka önemli bir olumsuzluk da,besin kaynaklarının DNA’larının değiştirilmesi ile elde edilen GDO’lu yiyeceklerin neden olduğu anormallik ve hastalıklardır. Daha önemlisi, yine teknoloji sayesinde çok daha kolay, gizli, sentetik ve ucuz üretilebilen uyuşturucu ürünlerdir. Polis kayıtlarına göre, uyuşturucuların çocuk şekerleri ya da sakızları formatında ilkokul düzeyine kadar pazarlandığı anlaşılmaktadır. Çoğaltılabilecek benzer örnekler, kötü amaçla kullanılan teknolojinin çok sayıda önemli sağlık sorununa neden olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla, sağlık sorunu aynı zamanda mutsuzluk olduğuna göre, teknolojinin gelişmesi, sağlık sorunlarının artmasına yol açıyor, diyebiliriz.

Bu konuda bahsedilmesi gereken diğer bir önemli konu da, teknolojinin, savaş (insan öldürme) endüstrisindeki müthiş gelişmeleri(!)dir. Düzenlenen uluslararası fuarlarda, en kısa sürede en çok insan öldürebilen ürünleri yapanlar “gurur”la sergiliyorlar. Ve bu ürünleri almak için devletler, dünyadaki açlığı defalarca bitirecek miktarlarda, milyarlarca Dolar’ı saçmak için yarışıyorlar.

Ronald Wright, ‘İlerlemenin Kısa Tarihi’ isimli kitabında, durumu şöyle özetliyor: “Yirminci yüzyılda en az yüz milyon insan, “ilkel” toplumları uygarlaştırma(!) yolunda öldüler. Yukarıda söz ettiğimiz silahları kullananlar ve bu katliamlara neden olanlar nedense hep, kendilerini “uygar” kabul edenlerdir. Zamanlarının uygar toplumları Sümerler, Mayalar, Paskalyalılar vb. önce kendi doğalarını, sonra da kendilerini yok ettiler. Şimdi ise tüm dünyayı ve insanlığı yok etmek üzereyiz.”

Kullanma niyetine göre çok farklı sonuçlar alınmasına en çarpıcı örneklerden biri, nükleer teknolojidir. Bir yandan tıp bilimi bu aracı kullanarak ölümcül hastalıkları iyileştirme peşindeyken, diğer yanda “bir atışta binlerce insanı nasıl öldürebilirim?” sorusuna yanıt peşindeler.

Bir diğer olumsuz yan etkileri olan alan da, elektronik gelişme ile yaygınlaşan haberleşme, dijital, bilgisayar ve sosyal medyadır. Bu konuyu psikolog Gizem Hünerli şöyle açıklıyor: “Dijital kaynakların çok fazla çeşitlenmesi ve kolay ulaşılır olması, kişilerde doyumsuzluk yaratıyor. Seçeneklerin giderek artması, muadillerinin türemesi, mecranın kendisini kıymetsizleştirebileceği gibi, insan davranışını da değiştirebilir. Bu durum kısa vadede tatmin yaratsa da, uzun vadede mutlu etmez. Doyumsuzluk kaçınılmazdır.”

Teknolojinin doğru kullanımının insan için sayısız yararları olduğu bir gerçektir. Tıptaki gelişmelerin sonucunda hastalıkların tanısı ve tedavisi ile ilaç üretimindeki çeşitlilik ve insan yaşamını uzatması, ulaşım kolaylıkları, haberleşme kolaylıkları konforlu yaşam ve benzerleri…

Bu konuda yapılan iki adet akademik çalışmadan söz etmekle yetineceğiz:İlki, Harvard Üniversitesi’ndeki araştırma. Yetmişbeş yıl süren ve üç bin kişiyi kapsayan çalışma sonucunda, sağlıklı ve mutlu bir yaşam için birinci sırada, “aile ve çevre ile sağlıklı ilişkiler” bulunmuştur. Para ve sağladığı teknolojik olanaklar, epeyce geride kalmıştır.

Bin 222 kişi ile yapılan akademik çalışmada ise bulunan sonuçlar şöyledir: %77 şu an dışında (geçmiş veya gelecek), 18-24 yaş arasında %36 geçmişte, %34 2030 yılı sonrasında, %43 teknoloji çağı öncesindeyaşamak istiyor.

Teknolojinin yarar-zarar dengesinin değerlendirmesini ancak, herkes kendi yaşam deneyiminden yola çıkarak yapabilir.

Son olarak şu soruyu sorarak sizleri değerlendirmelerinizle baş başa bırakalım: “Uygarlığın geldiği noktada özgür ve mutlu bireyler miyiz, yoksa “modern esirler” miyiz?

İNSAN SAĞLIĞI VE YAŞAMINI GÖRMEZDEN GELMEMİZE GEREKÇE OLABİLECEK, DAHA ÖNEMLİ NE OLABİLİR?

Yazar Hakkında

Bülent Velioğlu

Bülent Velioğlu