Mavi » Yazarlar » İpek Halvurt »  Hayvan dostları

Hayvan dostları

Hayvan dostları

Değerli fotoğraf dostları; yaşam fotoğrafçılığını zenginleştiren önemli bir özne olan “hayvanlar” konusu John Berger’in “Hayvanlara Niçin Bakarız” kitabında pek çok boyutuyla ele alınıyor.Berger diğer kitaplarında olduğu gibi bu kitabında konuya interdisipliner ve tarihsel perspektif anlayışıyla yaklaşıyor.Okuduğum bu kitaptan aşağıda yaptığım çıkarsamalara dayanarak bu kitabın sadece yaşam fotoğrafçıları için değil aynı zamanda yaşamı anlamlandırmak isteyen herkes için bir başvuru kaynağı olduğunu düşünüyorum.

Değerli fotoğraf dostları; nasıl ki insanın bilinci varsa evren ve doğanın da bilinci vardır. Bazen paylaşılan doğa ya da insan dışındaki canlıların makro, yaşam, kurgusal, vahşi yaşam ve diğer türdeki fotoğraflarının küçümsediğini üzülerek şahit oluyorum. Nasıl ki yaşam fotoğrafçılığında mekan ve zamanı işaret eden toplumsal bellek var ise evrenin, doğanın ve insan dışındaki tüm canlıların da bir belleği vardır. İnsan faaliyetleri yüzünden, doğa ve diğer canlıların doğal döngülerinde düzensizlik kaos, kırılganlıklar ve travmaları, tüm doğada, bizim dışımızdaki canlılarda ve hayvanlarda görebiliyoruz.  Maalasef artık bilim kurgu romanlarının gerçek oyuncuları olduk. Bu travmatik etkileri, biyoçeşitlilik kayıpları olarak, yalnızlaşma olarak, insani değerlerdeki yozlaşma olarak görmekteyiz. Bunun yanında kalender düşünce her zaman tümdengelimcidir. Bir başka değişle bu düşünce tarzı, önce cansızı anla, bilinci anla, yıldızları gezegeni anla, canlıyı anla, en son insanı anla der. Yani bu sıradan gitmezseniz ne kendinizi ne kendi dışımızdaki olup bitene anlam veremezsiniz, ilerleyemezsiniz. İnsanı seven hayvan sevmek zorunda değildir savı yanlıştır doğru olan hayvanı, doğayı seven zaten insanı sever yaklaşımıdır. Doğa, hayvanlar ve bizim dışındaki canlıların çizdiği sınırları hoyratça kaldırdık bir de bunu yapmakla ne kadar da haklı olduğumuzu düşündük. Yazık bize. Doğayı ve canlıları sıkıştırmakla değersizleştirmekle kendini kapana sıkıştırdığımızı henüz fark ettik. Bu işlediğimiz cinayetler, katliamlar kendi sonumuzu hazırladığımızın henüz farkına varmamızı sağladı. Bir yanda konuşan, üstüne üstlük düşünen insan, diğer yanda dilsiz hayvan... Hayvan dile gelmeyince haksızlık yaptığımız hayvanları evlerde tutsak ettik, hayvanat bahçelerine hapsettik, avladık, hoyratça öldürdük… değersizleştirdik.... Her zaman merak etmişimdir dostlar, hayvanların biz insanlara nasıl baktıklarını. Siz de merak ettiniz mi hiç? Hayvanların biz insanlara bakışı belli aslında: korku tedirginlik vahşet, üzüntü, gözyaşı, karanlık. Bu kitabında şiirsel ve hikayesel örnekleme yoluyla son derece akıcı bir üslup kullanan Berger hayvan ve insan arasındaki yakınlaşma sonra kopmaya varan algı değişiklilerini vurucu bir şekilde anlatıyor.

 Şimdi gelelim ülkemizde yaşanan gerçek hikayeye. Çok yakın zamanda çıkan bir haberde (Eylül 2018 Sivas’ın Divriği ilçesine bağlı Avşarcık Köyü) terkedilen bir köye ahalisi tekrar dönmeye başlıyor. Bu köyün insanları tarımcılık ama baskın olarak hayvancılıkla uğraşıyor. Köy halkı hayvanlarını baktıkları ağıllarda fare türeyince kediye ihtiyaç duyuluyor ama köyde hiçbir kedi bulamıyorlar bekçilik yapacak. Çünkü bir mekanı, bir yerleşim yerini yaşatan ya da yaşanabilir kılan sizin görüş ve değerlerinizdir aslında. Hayvana bakan fotoğraf öyle bir fotoğraf olmalı ki “ben” olan ya da “bende kalan şeyi” açıklasın. Yani burada fotoğrafın hayvan üzerinden yapılandırılmasında bahsediyorum. Başrol oyuncusu hayvan aracılığıyla hayat bulan yaşayan bir varlık olan mekanla-zamanla yüzleşebilelim. Öyle bir fotoğraf olmalı ki zihninizde ve zihnimizde hoşluklar ve anımsamalar yaratan, hatıraları hatırlatan hayvan siz, gölge ise sizin bu çalışmanıza şahit olan bizler olalım. Öyle ki kadraja girmeyenleri görme istediği yaratabilsin bu fotoğraf. O yani özneniz hayvan da aradığı insanı sizde ve biz de bulabilsin. Sanki siz o hayvanmışsınız da fotoğrafı çeken bir başkası gibi bir durum olsun. Fotoğrafın tüm kurgusu hayvanın kendisinde düğümlensin kadrajın da aslında en dışındaki görünmez kişi de aynı fotoğrafçı olsun eş anlı olarak. Bir başka değişle fotografik kurguyu çalışmada tersten anlatarak izleyene yansıtsın. Yani burada gerçek olandan ziyade fotoğrafın kendi gerçeğinden bahsetmek daha doğru olacaktır. Ne kadar şanslıyım ki böylesine güzel yaşam fotoğraflarını görüp yorumlama zevkini tattım.

Her nekadar hayvan sorularına tam olarak çare olamasa da son 10 yıllık süreçte insanlarda hayvanlara karşı sosyal sorumluluk bilincinin uyanışında hayvanları özne alan nitelikli foto belge ve yaşam fotoğrafları üreten üst düzey fotoğrafçılarının katkısının olduğu aşikardır.

Değerli fotoğraf dostları; hayvan fotoğraflarına ilgimizin artmasının sebebi John Berger vb. fotoğraf yorumcuları yanında onlardan çok önce değerli sosyal bilimcilerin bilimsel veriler ve araştırmalarla üstüne basa basa anlattıkları ötekileştirme, yalnızlaşma, yabancılaşma, toplumsal ilişkilerdeki bozulmanın gelecek nesillere miras yoluyla birikimli olarak devr edilmesidir. Bu durum bizde aynı zamanda yenilmenin beraberinde getirdiği karamsarlık ve korkuya da yol açıyor. Geçmişten bu güne değin güzel duygulara sarılmak ihtiyacı duyuyoruz. Hayvanlar bize hem geçmiş ile bugün arasında bağ kurmamızı hem de kısmen de gelecekle ilgili umut duygularımızı taze tutmamızı sağlıyor, insan olduğumuzu, insanın sevgi, şefkat ve vicdan duygularıyla sarmalandığı “evrensel insan” boyutumuzu hatırlamamızı sağlıyor. Şefkat-merhamet ve vicdanlı olma duygularımız törpülendiği için hayvan fotoğraflarını gördüğümüzde bu duygularımızı tekrar hatırlayıp anlık da olsa mutlu olabiliyoruz. Bazı fotoğrafların kompozisyonlarında özne olarak hayvan yanında çocukların kullanışını seviyoruz zira bir tür suçluluk duygusuyla bu kompozisyonlar sayesinde bu duygulara sahip olduğumuzu anımsıyoruz. İletişim stratejistlerinin de tavsiye ettiği gibi bazı yönetici lider konumunda olan insanların, hayvanlar ve/veya çocuklarla fotoğraf çektirmeleri de bu türlü  insanı duyguları hatırlatarak bu kişilerde bir tür sempati algısı yarattığı da doğrudur. Budapeşte’deki bir hayvanat bahçesinde, bir ayı, suya düşen kargayı kenardan uzanıp yakalıyor. Ayının kargayı afiyetle yiyeceğini düşünürken, o, aklımızın ucundan bile geçmeyen bir şey yapıyor. Boğulmak üzere olan kargayı sudan çekip kenara çıkartıyor. Ayının yaptığı ayılığa da bakın…Şimdi gelin bir de insanlar aleminin yaptıklarına bakın. Sayfalar yetmez anlatmaya…

İnsanlığın bugünü kayıp, umutlar yarına, ancak, yarına dair bir umut varsa, bu, insanlardan, değil mi demek gerek. Bu konuda dengeli ve eleştirel durarak, sürekli üretmenin, çalışmanın en iyi terapi olduğuna inananlardanım. Her durumun sadece olumlu ya da sadece olumsuz bir kutbu değil, iki kutbu vardır.  Ne çok olumsuz ne de çok olumlu düşünerek nötr kalmanın umut duygularını canlı tutacağını düşünenlerdenim. 

Keyifli okumalar diliyorum.Sevgilerimle .

(Hayvan Pazarı olan Londra’daki  Klüp Row’dan tarihi bir sahne. Bir aslan yavrusunun, yarış köpeği olarak kullanılan tazı köpeği ile karşılaşmasına dair çok etkili bir çalışma. Fotoğraf, yaşam-hayvan ilişkisine dair çarpıcı fotoğrafları da olan  Marketa Luskacova tarafından 1977 yılında çekilmiş.Hayvan pazarlarının dünü, bugünü ile ilgili genel fikir verici yazı için lütfen https://medium.com/@LoveNature/exploring-the-ethics-and-idiosyncrasies-of-live-animal-markets-near-and-far-old-and-new-b56c3a1f975d  linkini tıklayınız.)

 

Yazar Hakkında

İpek Halvurt

İpek Halvurt